SERBEST PİYASANIN DEPOLARI BOŞALDI
Siyaset

SERBEST PİYASANIN DEPOLARI BOŞALDI

1 beğeni

Türkiye’de son zamanlarda, özellikle de 2026’nın başından itibaren işçi grevleri yoğunlaştı. Bu eylemlerin temelinde aslında geçim sıkıntısı ve işçinin “yaşanabilir ücret” talebi yatıyor.

 

Örneğin Migros depo çalışanlarının 23 Ocak’ta başlattığı eylemi düşünelim. Biliyorsunuz, asgari ücrete yapılan zam oldukça düşük: %27. Migros’un depo operasyonlarını yürüten taşeron firmalar ise çalışanlarına “Bakın, biz asgari ücrete yapılan zamdan daha fazla zam yaptık size.” diyerek, resmen dalga geçer gibi %28 zam yaptı. Bunun üzerine işçiler greve çıktılar.

 

İşçilerin talebi bununla da bitmedi. 2025 yılının ortalarından itibaren artan vergiler nedeniyle maaşlarının kuşa döndüğünü belirterek vergilerin patron tarafından ödenmesini ya da maaşların buna göre düzenlenmesini istediler. Vergilerin patron tarafından ödenmediği koşulda net %50 zam talep ettiklerini açıkladılar. Ayrıca primlerin düzenli ödenmesi ve iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin artırılması da talepler arasında.

 

Başka bir örnek de motokuryeler. Sadece depo işçileri değil; Yemeksepeti, Trendyol vb. şirketlerde çalışan motokuryeler de benzer sebeplerle kontak kapattı. Şirketlerin “zam yaptık” dediği oranların, paket başı ücretlerdeki değişiklikler veya prim sistemindeki oyunlarla aslında maaşı sabit bıraktığı, hatta ve hatta yeri geldiğinde düşürdüğü durumlar protesto edildi. Üstüne “Hızlı Teslimat” saçmalığı ve uzun çalışma saatleri nedeniyle artan kazalar da bardağı taşıran son damla oldu.

 

Özetle; işçiler artık sadece karın doyurmaya çalışmak istemiyor. İşverenler ise maliyetleri bahane olarak göstererek asgari ücret seviyesini standart hâline getirmeye çalışıyor. Eylemlerin ana kopuş noktası burası.

 

Peki, bu eylemlerin sonucu ne oldu dersiniz? Talepler kabul edilmedi ve bazı depolarda iş bırakma eylemleri başladı. Buna karşılık olarak işveren, yüzlerce kişiyi Kod 46, Kod 29 ve Kod 49 gibi maddelerle işten çıkardı. Bu durum eylemlerin boykot çağrısına dönüşmesine neden oldu. Fakat bir dakika, az önce birkaç kod ile işten çıkarmadan bahsettim. Bu kodların anlamı nedir ki?

 

Kod 49, işçinin verilen görevleri yapmamakta ısrarcı olması olarak tanımlanabilir. Bu kodla işten çıkarılan bir işçi, hem kıdem ve ihbar tazminatı alamıyor hem de işsizlik maaşı alamıyor.

 

Kod 29, işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışı olarak tanımlanıyor. Yani işveren; “Bu adam iş yerinde kavga çıkardı, küfür etti, sarhoş geldi, taciz etti veya işi sabote etti.” diyor. Yine işçinin kıdem ve ihbar tazminatlarını çat diye kesiyorlar ve işten çıkartılan kişi işsizlik maaşı da alamıyor. Bunlar da yetmiyor, sicilin de kirlenmiş oluyor. İşten çıkarılan kişi yeni iş ararken işverenler, “Bunda Kod 29 var. Bu adam ahlaksızın teki.” deyip işe almıyor.

 

Kod 46; işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya çıkarmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışları simgeleyen koddur. İşveren işçiye hırsız damgası vuruyor. “Bu adam hırsızlık yaptı.” ya da “Şirketin kasasına/malına/sırrına ihanet etti.” diyor. Sonuçta yine değişen bir şey yok. Tazminat yok, işsizlik maaşı yok; üstüne bir de “hırsız/hain” damgası var.

 

Peki, neden bu kodlar kullanıldı? Tabii ki amaç belli: işçiyi korkutmak. İşçiler “Hakkımızı ver!” diye depoda eylem yapınca mal sevkiyatı durdu. İşveren de bunu “İş yerini zarara uğratmak”, “İşverenin malına zarar vermek” veya “İşi bilerek aksatmak” kılıfına sokarak bu kodları yapıştırdı. Tabii böylece hem eylemi bir “hak arama” değil, suç gibi gösterdiler hem de tazminat ödemeden işçiyle resmen alay ettiler.

 

Tabii ki çözüm bellidir: Çözüm Atatürk’tür, Altı Ok’tur, devletçilik ilkesidir. Devletçilik ilkesi, ülkemizde çok önemli bir şeyi hayata getirdi: kamucu ekonomi. Kamucu ekonomi, ekonomik faaliyetlerin merkezine kâr hırsını değil, toplum yararını ve devletin ekonomideki gücünü koyan bir yaklaşımdır. Özellikle halkın ihtiyaçlarının piyasanın insafına bırakılmaması görüşüdür. Buradaki mantık şudur: "Eğer bir hizmet herkes için hayatiyse, birileri buradan fahiş kâr elde etmemeli." Piyasa ekonomisindeki hayalî görünmez el yerine, devletin planlama teşkilatları devreye girer. Ülkenin gelecekte neye ihtiyacı olacağı (buğday, çelik, teknoloji vb.) önceden hesaplanır ve yatırımlar buna göre şekillendirilir. Kaynaklar, en çok ihtiyaç duyulan yere aktarılır.

 

Bakınız, Migros gibi dev zincir marketler özel şirketlerdir ve temel motivasyonları hissedarlarına daha fazla kâr ettirmektir. Bu yüzden enflasyon yüksekken işçiye asgari ücretin biraz üstünü (%1 gibi) teklif etmek “verimlilik” olarak görülür. Migros depo çalışanlarının yaptığı eylemlerde gördüğümüz en sert durum, işçilerin haklarını ararken Kod 46 gibi maddelerle tazminatsız işten çıkartılmasıydı. Özel sektörde patron, üretim durduğunda bu tehdit mekanizmasını hızla kullanabilir. Bu eylemler sadece bir maaş kavgası değil, aynı zamanda gıdanın halka ulaşma zincirindeki bir kırılmadır. Depo durduğunda raflar boşalır ve fiyatlar şaha kalkar.

 

Gelgelelim kamucu ekonomiye... Kamuculukta bu depo ve dağıtım ağları stratejik birer kamu hizmeti olarak görülür. Amaç kâr değil, ürünün halka uygun fiyatla, işçinin de insanca yaşayacağı bir ücretle ulaştırılmasıdır. İşçinin maaşı bir “maliyet kalemi” değil, toplumsal refahın bir parçasıdır. Kamu işletmelerinde işçi kapı önüne konulacak bir araç değil, devletin bir paydaşıdır. Sendikalaşma ve grev hakkı, kamucu bir düzende “şirketi batırmak” olarak değil, sistemin denetim mekanizması olarak kabul edilir. İşten çıkarma, patronun keyfine göre değil, katı hukuki ve sosyal güvenceler altındadır. Eğer gıda tedarik zinciri kamucu bir anlayışla yönetilseydi, depo işçisinin grevi bir şirket krizi değil, devletin çözmesi gereken bir mesele olurdu. Aracıların kâr hırsı devreden kalktığı için işçiye verilen zam raflara fahiş fiyat olarak yansımazdı.

 

Aslında bu işçi eylemleri, kamucu ekonominin neden en güçlü alternatif olduğunun en önemli örneğidir. Çözüm Atatürk’tür, Altı Ok’tur, devletçiliktir.

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için giriş yapın.

Henüz yorum yok.